Elbaşoğlu’na göre yeme atakları öncesinde genellikle yoğun bir duygusal çöküş yaşanıyor. Kişi, yeme eylemini meşrulaştırmak için kendine zihinsel bir zemin hazırlıyor. "Zaten mutsuzum" veya "buna hakkım var" gibi gerekçelerle başlayan süreç, hızla kontrol kaybına dönüşüyor. Duygusal yemede tüketilen miktar görece daha azken, tıkınırcasına yeme ataklarında yüksek karbonhidratlı ve şekerli gıdalar devasa porsiyonlarla, adeta bir kriz hâlinde tüketiliyor.
Dopamin Hazzından Gerçeklikten Kopuşa
Yeme esnasında artan dopamin salgısı kişiye anlık bir haz sunuyor. Ancak bu süreç o kadar büyük bir hırs ve hızla gerçekleşiyor ki, kişi adeta dissosiyatif bir hâle bürünüyor. Uzman psikolog, bu durumu anın gerçekliğinden kopma ve kişinin ne yediğinin tam farkında olmaması durumu olarak tanımlıyor. Hızlıca tüketilen bu kalorili yiyecekler, aslında midedeki değil, ruhsal dünyadaki boşluğu doldurmaya çalışıyor.
Utanç, Katı Diyet ve Kaçınılmaz Son
Atağın bitmesiyle birlikte tabloya yoğun bir pişmanlık ve utanç hâkim oluyor. Yaşanan bu utanç, yeme ataklarının gizlenmesine yol açarken, kişi ertesi gün "çok kısıtlı yemeliyim" diyerek sağlıksız telafi yöntemlerine başvuruyor. Fakat bu ani kısıtlamalar kan şekeri dengesini bozarak biyolojik bir açlık krizini tetikliyor. Psikolojik suçluluk duygusu biyolojik yoksunlukla birleştiğinde ise yeni bir yeme atağının fitili yeniden ateşlenmiş oluyor ve kişi kendi kendini sürdüren bir kısır döngünün içine hapsoluyor.
Yorumlar
Kalan Karakter: